Yusuf Yavuz - OT

Ormanın çingeneleri, “bu kış da ölmedik” diyenleri binlerce yıllık direniş şenliğine çağırıyor…

Yusuf Yavuz
Günlerdir ekranlardan üzerinize kusan siyaset haberlerinden fena halde sıkıldınız değil mi?

Peki “bu ülkede güzel şeyler de oluyor” denilerek, kötülüğe dolgu malzemesi yapılan ‘güzel şeyler’in, yaşamın bütününden koparılmasına seyirci mi kalacağız?

Elbette hayır!

Önce dünyanın en güzel coğrafyasında yaşayan ama giderek bu farkındalıktan uzaklaşanlar olarak hepimizin “şu ahir ömrümde daha kaç bahar göreceğim?” sorusunu kendisine sorması gerekiyor. Ardından da bu soruya sahici bir yanıt vermesi ve verdiği yanıtın içini doldurması…

İşte Akdeniz kıyılarında o baharlardan biri daha geldi…

Bunca iç burkan gündemin arasında bugün sizi bir kez daha geçip gitmeden önce baharın tam koynuna götürmek istiyorum. Toroslara, makilerin arasına…

Makilere ‘çalı- çırpı’ deyip geçenlerin aklına yanarım ben. Halkımız bir yana bizim devletimiz de makileri adamdan saymaz, orman olarak görmez. Bu yüzden yağmada ilk saldırılan alanların başında gelir makiler. Orman ekosistemini toplumsal sistemle karşılaştırarak söylersek, sedir, çam, meşe gibi ekonomik ederi ekolojik değerinden daha önde görülen türleri yönetici elitlere benzetebiliriz. Buna karşın doğanın çılgın çocukları olan makiler, bütün neşeleriyle yaşamın tadını çıkaran ormanın çingeneleridir…

Azla yetinmeyi yaşama biçimi haline getiren bu Akdenizli dervişlerin onca işlevi var elbette. Ancak bugün ben size makilerin koynunda yaşayan çalı çırpının ince güllerinden birini anlatacağım…

Anadolu’nun güneybatısında bahar bir başka karşılanır. Ot, bu karşılamanın en heyecan verici konuğu. Karakıştan, zemheriden sonra yerin yüzünün bir kez daha ağız dolusu gülmesi. Darlığın bolluğa, sıkıntının rahatlığa dönmesi. Yaşamın, coğrafyanın verdikleriyle hoyrata karşı gerçek bir direniş destanı olduğu Anadolu’da, “bu kış da ölmedik” diyebilmenin garantisidir, ot!

Bin bir çeşit otun kitabını zihninde yazan, baharla birlikte gözü yerden kalkmayan Anadolu insanının gönlünü çelen, binlerce yıldır makilerin koynunda büyüyen bu ince belli, uzun boylu güzel, ot şenliğinin vazgeçilmezlerinden biri.

Yabani kuşkonmazdan söz ediyorum. Pek çoğunuzun market raflarındaki konserve kavanozlarında gördüğü, kiminizin mutfağına giren, kiminizin de sadece adını duyduğu şu narin sarmaşıktan. Latincesi ‘Asparagus acutifolius L’ olarak bilinen ve Nisan Mayıs aylarında çalılıkların arasından boynunu uzatarak Ege ve Akdeniz kırsalında yaşayan halkın yüzünü güldürür. Ege’de ‘tilkişen’ olarak anılan bitkiye ‘acı sarmaşık’ diyen yöreler de var…

Eski Mısırlılardan bugüne Akdeniz çanağındaki pek çok uygarlıkta hem tıbbi bitki olarak kullanılan hem de yemeği yapılarak tüketilen yabani kuşkonmazı, Isparta Yukarı Köprüçay yöresinde yaşayanlar ‘yılan burçağı’ olarak adlandırıyor.

Anadolu coğrafyası, kuşkonmazın anavatanı olarak anılan bölgenin sınırları içerisinde. Ancak bu coğrafyada binlerce yıldır bilinen bu değerli bitkinin Türkiye’de kültür ortamında yetiştirilmesi ancak 1960’lı yıllardan sonra başladı. Yıllardır kentlerde yaşayanlar tarafından yalnızca konserve kavanozlarında görülmesi belki de yanlış bir karşılaşma yarattı, kim bilir.
Ama bu bahar da geçmeden yolunuz Ege ya da Akdeniz kırsalına düşerse mutlaka kuşkonmazla kendi bireysel karşılaşmanızı doğru yoldan ve yeniden deneyin. Yabani zeytinlerin, harnupların, sakız ağaçlarının, çitlembiklerin, akçakesmelerin, tespih çalılarının gövdelerinin dibinde bitiveren, ancak dikkatli gözlere kendini gösteren bu narin güzeli ziyaret edin. İzin verirse, hele de filizleri boylanıp kıvama gelmişse toplayıp yemeğini yaparak sevdiklerinizle birlikte afiyetle yiyin.

Nasıl mı pişireceksiniz?

E hadi onu da anlatayım…

Küçük bir çocukken ormandan toplamayı sevdiğim bitkilerin başında kuzukulağı ve yabani kuşkonmaz geliyordu. İkisinin de oldukça baskın tatları olduğunu şimdi ayırt ediyorum. Kayalıkların arasında, çalıların dibinden topladığım kuşkonmazları annem bakır tavada yumurtayla birlikte pişirirdi. Ben de en çok sevdiğim bu kolay tarifi anlatayım size…

İki diş sarmısağı ince doğrayıp tereyağı ya da zeytinyağında hafif öldürüyoruz. Ardından bir adet kuru soğan ya da isteğe göre iki adet yeşil soğanı doğrayıp sarmısağa ekleyip kavuruyoruz. Yaklaşık 250 gram yabani kuşkonmaz filizini büyükçe doğrayıp karışıma ekleyerek biraz daha kavurduktan sonra yeterince tuz ve karabiber ilave ediyoruz. Bütün bu karışıma dört adet yumurta kırıp hafifçe karıştırıp pişirerek bu nefis tava yemeğini tamamlıyoruz…

Yabani kuşkonmazın onlarca yemeği ve salatası yapılıyor. Siz de dilediğiniz gibi pişirebilirsiniz. Ama nasıl pişirirseniz pişirin, yedikten sonra gerçek bir yeryüzü cenneti olan Anadolu coğrafyasının biyolojik zenginliğinin yarattığı bu eşsiz lezzet kültürünün yokolup gitmesine izin vermemek için neler yapabileceğinizi bir düşünün. Mutlaka bir yolunu bulacaksınız…



Sayfa Kategorisi: Düşünenlerin Düşünceleri
 
Yorum Yaz
Ad-Soyad:
E-Mail :
Mesaj:
En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.
Güvenlik:
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı.