Yeni Kitap Tanıtımı

Küresel Oligarşi ve Yeni Küresel Besle(n)me Sistemi

 

Yeni Kitabım "Ekmek Biterken" kapak tasarımı bitti. Bu kez insanların beslenme hakkının nasıl yok edilmekte olduğunu anlatıyorum.

Yeni kitaptan tadımlık bir kaç sayfa:
I. Bölümden:
“Gittikçe kalabalıklaşan insan yığınlarını sonsuza kadar sadece kaba kuvvetle kontrol edemeyeceğini iyi bilen Küresel Merkez, çözüme başta beslenme olmak üzere, insanların en temel yaşamsal gereksinimlerini mutlak anlamda merkezi bir kontrol sistemine bağlayarak ulaşmayı hedeflemektedir. Ağır bir açlık korkusunun sonucu olarak, yiyecek bir şeyler bulabilme çırpınışlarının yaratacağı genel bir panik ortamı, Küresel Oligarşi açısından bu çözümü kolaylaştıracaktır. Küresel boyutlarda oluşturulması planlanan, panik ve “kontrollü kaos” ortamı, insanları beslenme olanaklarının tamamını elinde tutan ve gıda dağıtımı, içerik ve miktarını bu tek merkezi sistem üzerinden belirleyebilen Küresel Oligarşi’nin kapısında dilenci yapacaktır… Plan bu !.

Yukarıda genel düşünsel çerçevesini çizdiğim “mutlak oligarşik nihai amaç” gereği olarak Küresel Merkez’in oluşturmak için uğraş verdiği bir stratejik hedefi var. Tarımsal üretimi ve bunun üzerine yapılanmış olan gıda üretimini tüm dünyada merkezi olarak yönetebilmek için genel geçerli ve işleyebilen bir sistemi oluşturmaktır. Bu sistem gereğince, gerekli olan gıda ham maddeleri de merkezi bir plana göre üretilebilmeli ve bu üretim, amaca ulaşmada yeterli olabilecek boyutlarda olmalıdır.

Öyle ya, birileri “herkes bizim belirlediğimiz şeyleri yiyecek ve içecek” derse; “o şeyleri” de üretmek ve dağıtmak zorunluluğunu da göğüslemek durumunda kalır. Bu amaçla alabildiğince basite indirgenmiş küresel bir beslenme tarzı oluşturup genel olarak işler hale getirebilmek için:

Ürün tabanı alabildiğine daraltılmış bir endüstriyel tarım üretim ile bunun üzerine yapılandırılmış bir “standartlaştırılmış (basite indirgenmiş) gıda maddeleri üretim sistemi” oluşturmak Küresel Merkez açısından mutlak bir zorunluluktur.

Küresel Finans Oligarşi’si, bu zorunluluğun gereği olarak, en temelden itibaren işe başlayarak, 
“Tohum, Toprak ve Su” temel yaşamsal öğelerini kendi kontrolü altına alma uğraşını en öncelikli olarak (1946’dan itibaren) gündemine almış bulunmaktadır. Bugün görülen o ki Küresel oligarşi bu alanda giderek daha yaygın ve kalıcı başarılara ulaşmayı başarmıştır. Biz sıradan insanlar, etrafımızda gerçekleştirilmekte olan böylesi kökten değişimleri ve bizler açısından alabildiğine karanlık sonuçları olacak olan bu girişimleri, net bir şekilde görmek ve anlamak zorundayız. Ancak bu yolla gittikçe ivme kazanan bu karanlık gidişe ve sonundaki caniyane planlara dur diyebilmek için geçerli olabilecek yöntemler üzerine düşünebilme olanağımız olabilir. Zaman giderek daralıyor!
---------------------------------------------------------------------------------

Endüstriyel Gıda Üretim Sistemi - Beslenmede ilkele dönüş
Geçen sayfalarda amaç ve zorunluluklarını açıklamış olduğum nedenlerden dolayı insanların beslenmesi (özellikle şehirlerde) şimdiden, içerik olarak alabildiğine dar bir temel ürün tabanı üzerine yapılandırılmaya başlanılmıştır. Örneğin, süper market raflarında gördüğümüz 3-5 ayrı marka süt ve süt ürünleri, farklı markalardaki besi tavukları veya yumurtalar, onlarca çeşit ve marka ekmek, makarna, bisküvi, kek, çikolata çeşitlemeleri vs, özünde gerçek bir gıda çeşitliliği değil, sadece bir çeşitlilik yanıltmacasıdır! Gerçekte yapılan şey, sadece bir isim ve renk karmaşası ile dar ve standartlaştırılmış birkaç kalem temel gıda maddesinin değişik renk ve isimler altında tekrar tekrar insanlara ustaca yutturulmasıdır.

Aslında o sütü veren inek de marka marka tavuklar da onların yumurtaları da balık reyonundan aldığınız kültür balıkları da et reyonundan aldığınız biftek, ucuz kıyma ya da bunların işlenerek hazır yemek haline sokulmuş sucuk salam gibi şekilleri de özünde aynı kaynaktan gelmektedirler. Süper market raflarını sıra sıra dolduran “o gıda maddeleri” Cargill’in, Bunge’nin, ADM’nin Louis Dreyfus’un Amerika kıtasında (Kuzey ve Güney Amerika olarak), kitlesel olarak üretimini sağladığı buğday, mısır ve soya fasulyesiyle (GDO’lu) bunlardan elde edilen temel gıda maddelerinin (un, şeker ve yağ) bazı basit ilavelerle değişik tat ve görsellik kazandırılmış çeşitlemeleridir.

Sıklıkla sözünü ettiğim gibi, Küresel Oligarşi’nin son hedefi, topraktan başlayarak, gıda maddelerinin üretimini, dağıtımını ve sunumunu kapsayan tüm faaliyetleri merkezileştirip kontrolü altında tutmaktır. Günümüzdeki büyük alışveriş merkezleri (AVM’ler) ve Süper Marketlerin, bu merkezileştirilen sistemin yürütülebilmesi için zorunlu olan yapılanmalar olarak genel sistemin kapsamında görülmeleri gerekir. İnsanların manav, bakkal dolaşmak yerine, bir “Süper Market” denilen merkezde, o renk cümbüşü içerisinde (ve genellikle batı müziği refakatinde!) raflardan torba ve paketleri toplayıp arabasına doldurması ve bu uğraştan ayrıca haz duyması, toplum psikolojisi açısından analizi yapılmış ve genel beslenme planına dahil edilmiş bir yan faktördür. Günümüz insanının yaptığı bu sözde “hür” alış veriş aktivitesi, öz olarak bir toplama kampındaki Afrikalının sıraya girerek, tabağına bir kepçe tahıl bulamacı almasından çok da farklı değildir. Sonuçta kişilerin midesine inen şey, içerik olarak hemen, hemen aynı kaynaktan gelmektedir.

Dikkatli bir gözlemleme yeteneğine sahipseniz, siz de zaman içerisinde ortaya çıkan ve “Yeni!” diye sunulan gıda ürünlerinin, sadece görünüm ve ambalajlarının farklı, içeriklerinin ise çok da farklı olmadıklarını saptayabilirsiniz. Hele bu gözlemlemeyi belli bir süreç içerisinde sürdürürseniz, gerçekten çeşit sayılabilecek gıda maddelerinin, yavaş, yavaş raflardan kaybolduğunu ve “arz”ın da giderek sığlaştığını fark edebilirsiniz. Ülkemizde gözlemlediğimiz bu yüksek tempolu değişimler doğaldır ki sadece bize mahsus değil. Bu genel değişime uygun birtakım paralel uygulamalar “ileri batılı ülkelerde” de hayata geçirilmekte ve hatta batıdan gelen bir tusunami dalgası gibi önce batıyı sonra da bizi vurmakta.

İnsanları Gıda Endüstrisi’ne direnmeden teslim olmaya yavaş yavaş alıştırmanın bir diğer yöntemi de evde yemek yaparak ailece sofra başında toplanma sosyal alışkanlığını çağ dışı ilan etmek, karalamak ve sonunda gereksiz kılmaktır. Özellikle kadınları hedef alan, “dışarıda yemek” özentisini, sözde refah ve modern yaşam gereği olarak göstererek, yaygınlaştırma amacıyla sürdürülen sosyal mühendislik başarılı olmaktadır. Binlerce yılda oluşan “kadim” beslenme kültürünün yozlaştırılarak, yeniden ilkele dönüşü hazırlayan planlı aşamalar kısaca şöyle:

Tüm iyi insanlara…

Sonsuz saygı ve sevgilerimle

Erhan Ünal