17 NİSAN
İçerik:Değerli dostlar! Güzel ülkemizin duyarlı, sosyal sorumluluk duygularını ve rasyonel düşünme yetisini yitirmemiş insanları…

Değerli dostlar!

Güzel ülkemizin duyarlı, sosyal sorumluluk duygularını ve rasyonel düşünme yetisini  yitirmemiş insanları…

 

Hep birlikte ve bir kere daha çok sıkıntılı bir sürecin sonuna geldik. İki gün sonra, 16 Nisan’da küresel planlarda ön görülen bambaşka bir politik yapılanma ve bu yapılanmanın kaçınılmaz olarak dayatacağı politik ve sosyal alt üstlükleri Türk halkına oylatacaklar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu harita, Küresel Oligarşi’nin “Batı Asya” genel planının sadece bir bölümünü göstermekte

 

Küresel Oligarşi’nin harekete geçirdiği geniş çaplı bu operasyonel girişim kapsamında, aylardır çok farklı yönlerden ve sayısız ince yöntemlerle insanlarımızın gözünü, kulağını ve beynini işgal ve tutsak etmeye çalışmaktalar.

 

Planladıkları politik yapılanma hedefine varmalarını sağlayacak olan sözde kararı,  Türk halkına aldırmış gözükebilmek için öylesine çılgınca saldırıyorlar ki ben böyle bir sınırsızlığı bu yaşıma kadar ne gördüm ne de duydum.

 

Yurt dışından ve yurt içinden bütün bileşenleriyle hep beraber ve elbirliğiyle çılgınca bastırıyorlar. Akla hayale gelmedik yöntemlerle insanlarımızı birbirlerine düşürdüler, aralarına kapatılması zor hendekler kazdılar, kazdırdılar.

 

Küresel Oligarşi’nin beyin takımı, ortaya çıkabilecek her iki durumda da kendileri için hedefe giden uzun yolda avantajlı pozisyonlara sahip olma hesabında. Türkiye’mizde böylesi süreçler sonucu iç huzur ve bir halk olmanın en temel öğesi olan “biz” duygusu kalıcı hasarlar alır.

 

Her fırsatta yazıyorum, anlatıyorum. Biz sıradan insanlar gerek ulusal ölçekte gerekse küresel ölçekte Küresel Oligarşinin gelecekle ilgili planlarında hiçbir şekilde olumlu bir açıdan yer almamaktayız. Küresel Oligarşi’nin bir tek nihai hedefi var: Tüm insanlığı mutlak bir tutsaklığa mahkûm edebilmek. Bu hedefine bir seferde ulaşamayacağını iyi bilen bu yaşam ve insanlık düşmanı Küresel Güç, sorunu kısa adımlar halinde ilmek ilmek, ülke ülke ve bölge bölge çözmek amacında. Olabilecek her türlü yaşamsal kayıplar operasyon merkezi tarafından hesaplanmış ve göze alınmış bulunuyor.

 

Böylesi geniş çaplı oluşturulmuş korkutucu bir küresel plan karşısında, Küresel Güç’e yaslanarak bireysel ayrıcalık sahibi olabileceklerini düşünenler kesinlikle yanılıyorlar. Küresel Oligarşi’nin dostluğu olmaz, vicdan borcu ise hiç olmaz.

 

Bizler gün be gün bir ölüm kalım mücadelesinin içerisinde, güzel Ülkemizi ve geleceğimizi savunma durumundayız. Bu yoğun ve zorlu mücadeleyi, kadın erkek ya da genç yaşlı hep beraber yan yana ve omuz omuza verme zorunluluğu içerisindeyiz. Bu mücadelede kaybetme seçeneği yok, kazanmak zorundayız. Bu uzun soluklu ve tarihsel mücadelemizde geri attığımız adımlarda var, koşarak ilerlediğimiz günlerde.

 

Bu açıdan bakarak 17 Nisan ve sonrasına odaklanmak durumundayız. 16 Nisan referandum sonucu ne olursa olsun, ortaya çıkacak olan durum ne bir şeylerin sonu ne de yeni bir başlangıç olacak! 16 Nisan, zorluklarla dolu olacağı kesin olan bu uzun soluklu var olma mücadelesinde “sadece bir başka gün”, o kadar!.

 

Referandum sonucu ne olursa olsun 17 Nisan ve sonrasında da:

-Tüm Batı Asya’yı kasıp kavurmakta olan kanlı ve vahşi savaş devam ediyor olacak.

-     Bu vahşi savaşın her an ülkemize sıçrayarak bizleri de içine alarak insanlarımızı kan ve gözyaşına boğma tehlikesi devam ediyor olacak.

-Ülke’mizin tarımsal üretimini aralıksız olarak baskı altında tutarak, gerileten dış kaynaklı girişimler durmayıp devam edecek.

-Yerli tohumların sistematik olarak yok edilerek, yerine belli bir plan uyarınca Genetiği Değiştirilmiş endüstriyel ithal tohumların yaygınlaştırılması sürecek.

-Ekilebilir toprakların geleneksel çiftçilerden koparılarak, endüstriyel tarım kuruluşlarına türlü sinsi yöntemlerle devri bir şekilde sürdürülmeye devam edecek.

-Bütün bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak, Çin’den kuru fasulye, Hindistan’dan nohut, Kanada’dan mercimek ithali devam edecek.

-Meraların turizm, inşaat ve diğer amaçlarla kullanıma açılarak, mera hayvancılığının baltalanması devam edecek.

-Geriletilen mera hayvancılığı nedeniyle dışardan et ve canlı hayvan ithali artarak devam edecek.

-Bilinçli ve planlı olarak giderek yaygınlaştırılan endüstriyel besiciliğin gereksinimi olan GDO lu soya fasulyesi ve mısır ithali artarak devam edecek.

-İnsanlarımızın ve özellikle de ana karnından başlayarak bütün bu yeni ve sağlıksız beslenme sisteminin etkisi altında büyümek zorunda kalan çocuklarımızın sağlık sorunları artarak devam edecek.

-Ülkemizde ki tüm su kaynaklarımızın HES bahanesiyle ve halkın sırtından konfeksiyonlanarak  Küresel Su Konsern’lerine devri hızlanarak devam edecek.

-İnsanlarımızın temiz ve yeterli tatlı suya ulaşımı artarak zorlaşmaya devam edecek.

-Ülkemizin bağımsız eyaletlere bölünerek, merkezi yönetimin etkisizleştirilmesi baskıları devam edecek.

 

Bütün bu saydıklarım ve daha sayamadığım nedenlerden dolayı 17 Nisan’da kendimizi ister kazanan, isterse kaybeden tarafta bulalım, ne sevinçten taklalar atmaya ne de kederden eve kapanmaya hakkımız yok. Herkes kafasını kaldırıp, önüne bakmak zorunluluğunun bilincinde olmalı. Ne yönde etkileyici olursa olsun, o an’a kilitlenip kalmak felaketle sonuçlanacaktır.

 

Bu güzel ülkeyi atalarımızdan miras alırken, zorlu bir mücadeleyi de devraldığımızı bilmek zorundayız. Eğer gelecek kuşaklara güzel ve yaşanılır bir ülke bırakmak görevini içimizde hissediyorsak, bu zorlu mücadelenin gerektirdiği dirençliliği gösterme kararlılığına, manevi duyarlılığa ve bilgi donanımına sahip olmaya güçlü bir şekilde gayret etmeliyiz.

 

Öz olarak bilmemiz gereken şey, önümüze çıkarılan bütün bu güzel görünümlü fakat zehirli çiçeklerin, sahte kucaklamaların, sinsi oyunların, kanlı tuzakların velhasıl tüm itiş kakışın ardındaki gücün Küresel Oligarşi ve onun küresel planlarının olduğudur.

 

Son olarak: 17 Nisan ne bir muazzam zafer ne de korkunç bir yenilgi günü olacaktır.

17 Nisan Pazartesi günü, yeniden ve daha da bilenmiş olarak ülkemizin önüne konmuş olan tuzaklardan kurtularak hem kendimizin hem de gelecek kuşakların geleceğini kurtarma mücadelesine giriştiğimiz gün olmalıdır.

 

Gelecek akıllı, onurlu ve mücadeleci insanlarındır, karanlıkta uluyan çakalların değil.

 

Saygılarımla

Erhan Ünal

14 Nisan 2017

 

Yorum Yaz
Ad-Soyad:
E-Mail :
Mesaj:
En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.
Güvenlik:
Yorumlar
Henüz yorum yapılmadı.