15 Temmuz Darbe Girişimi (1)
İçerik:ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE? (1)

        ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE? (1)

            19.Temmuz.2016

 

Üç gündür ülkemiz hain bir “YABANCI” saldırının hedefi olmuş durumda. Pek çok insanımız hayatını, aileleri sevdiklerini, çocuklar babalarını kaybetti. Acımız büyük… Bu yabancı unsurlar derin bir aidiyet duygusuyla temsil ettiklerine inandıkları “üstün medeniyetin” emrinde Türk halkına ateş açtılar. “Hain” kelimesini kullanmayı bu açıdan doğru bulmuyorum çünkü onlar, kendilerini bu  sözde “geri ülke Türkiye’nin” değil, çok daha ileri olduğuna inanmış oldukları “Üstün medeniyet” ABD’ye ait ve de sadakat sorumluluğunda görüyorlar.

 

Herkes televizyonlara kitlendi ya da diğer kaynaklardan neler olup bittiğini öğrenmeye ve daha da zoru, anlamaya çalışıyor.

 

Anlaşılan o ki Amerika Birleşik Devletleri’nde karargahını kurmuş olan Fethullah Gülen gizli örgütü, bu dış saldırının koçbaşı durumunda. Bu dış güç, bunca yılda özenle semirtip büyüttüğü, sabırla ve titizlikle devletin tüm güç merkezlerine yerleştirdiği elemanlarını, operasyonel bir harekata topyekün sürmüş ya da sürmek zorunda kalmış gibi görünüyor.

 

Darbe uzmanı değilim. Neden başarılı olamadılar sorusunu cevaplamayı o “darbe uzmanlarına” bırakıyorum. Zaten onlar da bu görevi ilk günden itibaren titizlikle ve ara vermeden yapıyorlar.

 

Kırk yılını yurt dışında geçirmiş ve orada çeşitli seviyelerde hep politika ile ilgili, bazen de iç içe olmuş birisi olarak bildiklerim üzerinden giderek, aydınlatılmasına acilen ihtiyaç olduğuna inandığım birkaç noktaya dikkatleri çekmek istiyorum.

 

Amerika Birleşik Devletleri ile onun kontrol ve yönetiminde  olan NATO, Türk ordusunu da sıkı bir şekilde denetimi altında tutar. ABD’den sonra, NATO sisteminin şemsiyesi altındaki en etkili ülkelerden ne Almanya, ne de İngiltere bu yoğun ve çok sıkı denetim ağının dışında hareket edemez.

 

NATO sisteminin sadece askeri bir savunma birliği olmayıp, paydaşı olan ülkelerin politik yapılanma ve yönetim biçimleri üzerinde de alabildiğine etkin bir konumu olduğunu, ilk okul çocuklarının dışında bilmeyen kalmadı sanırım. NATO’nun, özellikle politik açıdan konumu hassas ülkelerde, tüm önemli bakanlıkları da etkileyebilecek gölge kabineler örgütlediği ve devlet kurumlarında “etki birimleri” oluşturduğu da fazlasıyla yazılıp çizildi. Bütün bunlara ilave olarak “Gladyo” tipinde askeri vurucu birimlerin pek çok Nato ülkesinde bulunduğu ve örtülü operasyonlarda kullanıldığı biliniyor. Hele biz Türkler bu tür “örtülü” NATO operasyonlarına çoklukla hedef olmuş bir toplum olarak derin acılar yaşadık.

 

1952’lerden başlayarak, Türk Ordusu’nun tüm teammüleri, NATO’nun görevli birimleri tarafından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Onlar, orduda olan biten her şeyden haberdardırlar ve bu yüzden etkili müdahale potansiyelleri de çok yüksektir. Orduda “tayin ve terfi” mekanizmalarına etkili olarak müdahil olabildikleri ve NATO’nun kriterlerine uygun görülmeyen kimi değerli generalin erken emekli edilerek, daha üst makamlarda etkili olmalarının önlendikleri de sır değildir. Ordu’da üst rütbelerdeki terfi siteminin “iki Nato’dan, bir kıtadan” şablonuna göre işlediği de subaylar arasında yaygın bir söylemdir. Brüksel’deki NATO karargahında görevli pek çok subayımız bulunmaktadır. Brüksele çok yakın mesafelerde bazı tarikatların lüks misafirhanelerinin olduğu, ve bu misafirhanelerde zaman zaman bazı subayların kaldığı da askerler arasında konuşulmakta.

 

Şimdi acil olarak sorulması gereken sorulardan birisini soralım:

- Türk ordusunun bu derece içine yerleşmiş olan NATO ve özellikle de “gizli Gladyo birimi” Cuma akşamı sahnelenen bu “ABD OPERASYONUNUN” neresindedir?.. Dışındamı, kenarındamı, içindemi, yoksa beyninde mi?

 

Merkezi ABD’de olan, “Fethullah Gülen” gizli casusluk ve operasyon örgütü de küresel olarak alanındaki tek yapılanma değildir. Temel yapılanma amacı, hedef ülkelerdeki Politik, Sosyal ve Ekonomik dokunun tüm sinir merkezlerini ele geçirerek, Ana Kuruluş CIA’ya bilgi aktarmak ve aldığı direktifler yönünde operasyonlar gerçekleştirmek olan bu orgütün, daha önceleri oluşturulmuş olan kardeş örgütleri de vardır. Güney Kore’de bu görevi çok başarı ile yerine getirerek, artık bu ülkenin merkezi sinir sistemi haline gelmiş olan “Moon Tarikatı”, en eski örneklerdendir. Ya da ilk olarak ABD’de ortaya salınan ve ardından başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde aynı tarz ve amaçlarla çalışan oldukça etkili “Scientology Kilisesi” bulunmaktadır. Bunlar da aynen “FETÖ” cüler gibi ilk bakışta “sözde din tabanlı” örgütler olarak görülürler. Bu örgütler ve daha adını saymadığım diğerleriyle birlikte, CIA örgütüne ait “Tasarımlanmış Dinler” biriminin ürünleridir. Bu demektir ki. ABD’nin dünyadaki her türlü amaç ve hedeflerine ulaşmak amacıyla yaptığı tüm operasyonlar için cepheye sürdüğü ve farklı görev alanları için oluşturmuş olduğu çok çeşitli birimlerden bir tanesi de bu özel amaçlı “sözde dini” kuruluşlardır.

 

Doğrudan CIA’nin kontrolünde olan bu kuruluşlardan bir tanesi olarak,  gizli “FETÖ” casusuluk ve silahlı operasyon biriminin kendi inisiyatifi ile ve bağımsız olarak bu ağır saldırıyı başlattığını düşünmek, yukarıda kısaca sıraladığım sebeplerden dolayı gerçek dışıdır…

 

Sorularımdan ikincisi de şu:

- ABD, 50 yıldır büyük emek verdiği, eğittiği, ülkesinde bizzat CIA ve FBI korumasında tuttuğu, tüm teknik birimlerini eğiterek atölyeler kurdurduğu, yalnız Türkiye’de değil, Afrika’da ve Asya’daki Türki Cumhuriyetlerde uzun vadede etkili çalışmalar beklediği bu kuruluşun, böylesine bir “kamikaze” operasyonuna, “elleri kucağında” seyirci kalırmı?..

 

Bilinen askeri bir temel prensiptir: Geniş cepheli bir çatışmada, cepheye sürdüğünüz farklı niteliklerdeki birimlerin ortak hareket ve koordinasyonunu sağlamak, yüksek önem taşır. Aksi taktirde vurucu gücü çok yüksek olan bir birim, gerekli olan desteği ya da korumayı, bu iş için görevlendirilmiş öteki birimlerden alamazsa imha olur. Aynen Cuma akşamında olduğu gibi. Ankara ve İstanbul’da alan kontrolünü sağlayamayan darbecilerin, uçaklarının da bir işe yaramadığı gibi.

 

O halde bir diğer önemli soru da şu:

 

- Hal böyle olunca ABD’nin Türkiye’deki önemli gizli operatif güçlerinden olan, Gladyo ve Fetö birimlerini birbirinden ayrı ayrı harekete geçirdiğini düşünebilirmiyiz?..

 

Eğer öyle olduysa:  FETÖ’cüler kendilerini “damdan baş üstü atıp kafalarını kırarken”, NATO’nun Gladyo birimlerinin darbe esnasında ve sonrasında evlerinde oturup televizyonda, olup biteni bira içerek seyrettiklerini düşünebilirmiyiz?

 

Bence en yakıcı soru ise şu:

 

- NATO’nun  Türkiye’deki “Gladyo” birimleri operasyona hangi boyutlarda ve hangi yönde

  müdahil olmuşlardır? (belki de olmaya devam etmektedirler).

 

Sorulara devam edersek:

      - Operasyonun arkasında olduğu kesin olan ABD ve NATO’nun olanları takip eden

        diğer hamlesi ne olacaktır?

      - Ordu’daki Nato’cular bu korkunç saldırının neresindeler?..

      - Ordu’da varlığı bilinen ve görünmez bağlarla başka dış güçlerle irtibat halinde olan diğer

        bazı azınlık  gruplar bu saldırının neresindeler, ve şu anki tutumları nedir?

- Hükümetin FETÖ’çülere karşı girişimlerini yavaşlatmak için ABD’nin bir sonraki

        hamlesi, Daeş veya PKK’nın kitlesel saldırılarını başlatmak mı olacak?

- Ve… son olarak soralım “ŞEYTAN BÜTÜN BUNLARIN NERESİNDE?..”

 

Günümüzde son derece keskin bir çizgiyle ikiye bölünmüş olan Türkiye halkının, koyu bir nefret nedeniyle görüş alanı kararmış değerli üyelerine sesleniyorum: Lütfen kafalarınızı kaldırın ve olanlara daha yukarıdan ve geniş açılı bakmaya çalışın. Kafasındaki tek bir düşman resmiyle, sadece burununun ucuna odaklanmış olanların, olan biteni kavramaları mümkü değildir. Hiçbir şey, ilk göründüğü şekliyle gerçeği yansıtmaz. Ülkemiz üzerine oynanan oyun, son  perdeye doğru yaklaşıyor. Eğer bu gidişe müdahil olmak isteyenler varsa, onların açık ve  sağlıklı bir bakış açısı kazanmaya çalışmaları acil olarak gereklidir, kaçınılmazdır.

 

Yabancı medyayı, özellikle Alman medyasını sürekli takip ediyorum. FETÖ’cu örgütün darbe girişimi üzerine tek kelime yok. Alman medyası ülkemdeki kimi “aydınların” hoşuna gideceği gibi, devamlı olarak “Cumhurbaşkanı ve Hükümetin” bu tiyatroyu sahnelediğini iddia ediyorlar.

 

O Almanya ki FETÖ ile çoktan anlaşmış ve görev bölümü yapmıştır. Almanya orada yaşayan Türkler’i, politik ve sosyal alanlarda hiçbir sorun çıkarmamaları için, FETÖ örgütünün kontrolüne devretmiştir. FETÖ örgütü, Almanya’da devletin görünmeyen desteği ile çok populer bir konuma yükselmiş ve Türk çocuklarının eğitim programları ile kurumları üzerine ciddi söz sahibi durumuna getirilmiştir. Fetö’cülerin kurduğu bir dernek olan F.İ.D’in (Forum für İnterkulturellen Dialog e.V.) onur başkanı, eski Alman Parlamento başkanlarından Bayan Rita Süssmuth’dur. Almanya’da eğitim konusunda okulları ve dersaneleriyle, alabildiğine faal olan bir diğer FETÖ kuruluşu TÜDESB’in toplantılarına tanınmış Alman politikacılar ve bakanlar sürekli katılırlar. Bu duruma bir de Almanya’nın da patronu olan ABD’nin, Gülen örgütünün hamisi ve sahibi olduğunu ilave ederseniz, “batı medyasından” Gülen aleyhine tek kelime akıllı bir laf duyamazsınız. Tersine olarak bu gün haberlerde,  ABD dışişleri bakanı Kerry’nin, Türkiye’ye aba altından sopa göstermeye başladığını duyuyoruz. ABD, şimdiden ordudaki temizliğin sınırlı tutulması(!) için baskıya başladı bile…

 

Ben, ABD, AB ve tabii’ki NATO’ya bütün gücümle haykırıyor ve farkındalık oranı yüksek olan her vatandaşımı sesini yükseltmeye davet ediyorum:

 

“ Çekin ellerinizi üzerimizden!. Sorunlarımızın kaynağı çok büyük bir oranda sizlersiniz!. Biz sorunlarımızı kendi aramızda bir şekilde hallederiz. Tüm Afrika’yı tükettiniz, babanızın çiftliği haline getirdiniz. Bunun için Afrika’da tam anlamıyla demografik ve sosyal soykırım uygulamaktasınız. Batı Asya’yı yakıp yıktınız!. Irak, Suriye, Mısır, Libya sizin yüzünüzden yandı, yıkıldı mahvoldu. Milyonlarca insanın ölümüne ve bu katliamın devamına sebep, sizlersiniz. Meşum hedeflerinizi ve o hedeflere ulaşmak için oluşturduğunuz karanlık planlarınızdan haberdarız. GÜZEL ÜLKEMİZDEN UZAK DURUN!..”

 

Erhan Ünal